Klişeler

fft16_mf3762294O kalabalıkta, koşuşturma ve keşmekeşin içinde fark edilmeyecek kadar sessiz, sakin, küçük bir çocuk vitrinden içeri bakıyordu. Garson çocuk, bir iki fark etti ufaklığı. Giyiminin fakir görüntüsü ve içeri girip girmeme arasındaki bocalamasından kuşkulandı. Bu kalabalıkta pastanede özellikle kadın müşteriler çantalarını sandalyelerin arkasına asıyorlardı. Bir hırsızlık olayının yaşanması hiç de hoş olmazdı; hem müşteri kaçırırlar az bahşiş olur, hem de polise kendileri de dert anlatmak zorunda kalırlardı. Yan gözle çocuğu gözden kaçırmamaya çalışarak, kendisine ait masalara yetişmeye çalıştı. Ne kalabalıktı bugün! Şu kadın da ha bire siparişinde bir sorun buluyordu, bu kalabalıkta gülümsemesini kaybetmişti artık. O da ne, çocuk içeriye girmiş boşalan ön masaya oturmuştu. Hoppala!  Hemen gitti yanına:

-Ne istemiştin ufaklık? Gel istersen arka masaya otur! Arkaya döndü, ancak arkada hiç boş masa kalmamıştı. Omuzlarını silkip konuşmaya başlayan çocuğa baktı.

-Şey, abi… Çikolatalı pasta ne kadar?

-Bir dilimi 15 lira…

Çocuk elindeki bozuk paralarını saydı. O sırada arkadaki kadın yine seslendi, garson o tarafa yöneldi. Bu sefer de başka bir şeyden şikayetçi oldu hanımefendi. Şeytan diyor ver cevabını, “Hanımefendi siz bu kiloyla zaten yemeyin bunu!” diye, ama bahşiş bırakacak müşteri görünümüne gülümsüyor sadece. Tekrar çocuğun yanına gelip:

-Hadi bakalım, ne istiyorsun, oyalama beni!

-Abi dondurma ne kadar, hani o kağıt helvanın içinde olan?

-12 lira. Hadi, hadi ama! işim var bi sürü…

-Tamam, ben dondurma alayım.

-Tamam, bekle biraz…

Gitti, diğer masalara baktı. Şu dilenci çocuk açısından rahatlamıştı. Bir de arkaya oturtabilse iyi olacaktı ya, neyse! Diğer üç masanın siparişlerini yetiştirdi, sonra çocuğun dondurmasını önüne koydu. Çabuk yese de kalksaydı bari, insanlar masa bekliyordu. Aslında çocuk da çok oyalanmadı, dondurmasını bitirdi, diğer masalara çay kahve getiren garson abisine baktı. Parayı ona verecekti ama o birisiyle konuşuyordu. Parayı masaya koydu, kalktı, ağır kapıyı yine zorlukla sağa çekerek açtı, çıktı. Kapının açılmasıyla fark etti garson çocuk, ufaklığın gittiğini… Hemen masaya yöneldi gözleri, İyi!.. Bir bozuk para yığını vardı masada, kaçmamıştı para ödemeden. Şu kızla oğlan masa bekliyor, hemen tabağı alayım diye masaya gitti. Tabağı aldı, paraları cebine koymadan saydığında 15 lira olduğunu gördü!  12 lira,  3 liradan ayrı bırakılmıştı.

“Peşin hükümlü olma!” derdi babaannem, “Peşin hükümlü olma! Muhakeme et!”. Dediğim gibi eskiler, daha eskiler fark etmişler aslında önyargının zararlarını ama kurtulamamışlar. Çünkü bakılan resmin içine girmek zordur. Baktığımızda, olguyu ya da olayı çıplak haliyle görmek yerine, kendi bakışımızla görür, daha çok görülenleri, ya da görünüşleri yorumlarız.

“Bakmak başkadır, baktığınızı görmek başka. Gördüğünüzü, anlamak ise bambaşka. Anladığınızdan bir şeyler öğrenmek başlı başına ayrı bir konu… Ama en önemlisi; görmek ancak görülecek noktaya gelmekle mümkündür.”

Babaannemin anlattığı hikayelerden biri, yukarıda anlattığım. Yaşanmış bir hikaye mi, yoksa okudu da bir yerden öyle mi anlattı, bilmiyorum, ama aklımda kalan kısımlarını, bugünden bakarak ve uyarlayarak, kendi sözcüklerimle anlattım.

İngiltere anımdan ve bilişsel (cognitive) önyargılarımdan azca, ama Linda’dan çokça bahsettiğim yazımdan sonra… Yürürken, çalışırken, okurken, yemek yerken hep önyargılarımı düşündüm ve dehşet içinde kaldım! İliklerime kadar önyargılı olabilirim her konuda!  Bilmediğim ama fikrimin olduğu o kadar çok şey var ki aslında! Hem de bilişsel değil, duygusal (affective) olarak. Ancak konu ne olursa olsun, önyargımızı oluşturduğumuz bu tutumumuzun psikososyal boyutlarda incelenmesi gerekir. Öncelikle acelecilik büyük sorun bu konuda ve ben inanılmaz aceleciyim. Sanki hayat yarın bitecek, kötüyü atlayıp iyiyi hemen yaşamalıyım! Galiba bir çoğumuz, garson çocuk gibi, üç-beş saniye içinde karar veriyor karşısındaki hakkında. Geçenlerde okuduğum bir makalede; bir insanın karşısındaki kişi hakkında karar vermesinin ortalama yedi saniye sürdüğü belirtilmişti. Bakış açımızı ise birikimlerimiz, değerlendirme sonucumuzu da ne amaçla baktığımız belirlemekteymiş.

Tabii, önyargı daha çok olumsuzluk içeriyor kelime anlamı olarak. Bütünüyle olumsuz bir tutum değil aslında. Tutum diyorum ki, düşünce ve davranış birlikte anlaşılsın. Olumsuz düşününce, olumsuz tavır alıyoruz çünkü. Ve bunu gösteriyoruz; zaman zaman saklamaya çalışsak da, istemesek de yargımızı göstermeyi, vücut dilimiz kendi başına konuşuyor. Çocukluğumuzda bize yüklenen kanılar değildir “önyargı” konusundaki problem, kanılarımız, oluşan yargının ne olduğunun göstergesi, bir sonuçtur. Niçin muhakeme yapamadığımızı, neden kolaylıkla önyargıya kapıldığımızı düşünmek gerekir öncelikle. Problemin kaynağı bir konudaki önyargımız değil, o konuda önyargıya varma eğilimimizdir. Psikologlar, çocukluk yıllarında yaşanan engellemelerin yaşattığı duygusal gerilimlerin, bu tavrı geliştirmemizde öncül neden olduğunu belirtiyorlar: Devam eden yaşamda karşılaşılması çok muhtemel, haklılık içermeyen saldırılar sonucu yıpranan ego ve egonun tamiri için kullanılan bir savunma mekanizması… Freudyen psikologlara göre; anne babasının etkisi çok büyük ve olumsuzdur, eğer  kişide üst düzeyde  bir önyargı eğilimi varsa… Erken çocukluk çağı tecrübeleri ve engelleme sonucu beliren saldırganlık duygusunun, yön değiştirerek dış unsurlara yöneltilmesidir önyargı eğilimi. Çocuklukta ana-babaya hissedilen çift yönlü duyguların ifade edilememesinden, zihinde iyi ve kötü duygular oluşur. İyi duygular, ana-babaya yöneltilirken, kötü ve düşmanca olanlar dış kişilere yöneltilmek üzere bekler. Ancak, küçük bir bilgi notu: Önyargılarla gerçeklik üzerinde yaptığımız çarpıtma, çocuklukta değil ergenlikte kazanılan bir davranış. Çocuklukta güdülerinin doyumu engellenmiş ya da tamamlanamamış; bu durumda oluşan sıkıntı da, saldırganlığa dönüşmüş… Saldırganlık, kelime olarak, çok farklı ve sadece fiziksel anlaşılmasın; çünkü, önyargı da bir saldırganlıktır. İyi insan olma çabası, erdemin sembolü anne-babayla ya da yakın çevreyle yüzleştirmez bu saldırganlığı. E, nasıl atılacak bu saldırganlık içten dışarıya, hem de erdemli bir şekilde?! Toplumca hoş görülmeyen bu saldırganlığı boşaltmanın yolu, toplumca hor görülene yöneltmektir; rengi, ırkı, dini farklı azınlıklara ya da hikayede olduğu gibi kendini yansıtan ama içinde olmak istemediği sınıflara… İnsanlar içsel takıntılarını, algılarında kullanırlar. Kişilik yapımız nevrotik sınıfına giriyorsa, güvensizlik ve şiddetli anksiyetenin sonucu, önyargı oluşumu kaçınılmazdır.

Sadece psikolojik değil önyargıyı yaratan nedenler. İnsan davranışlarının içinde oluştuğu bağlamdan; tarihsel, ekonomik, durumsal, kişiliksel ve sosyo-kültürel yapıdan da beslenir, bu irrasyonel davranışımız.

Savunma mekanizması olarak baktığımızda önyargı, kişi için iyi bir yol gibi görünebilir; ancak, hem kendisinin farkındalık sonrası yaşayacağı (hatta öncesi, bilinçaltında yaşadığı) hem de toplumun gelecekte yaşayacağı etik olmayan durumun hasarı büyük olacaktır. Sosyal öğrenmenin temeli evde atılır. Ne kadar kuvvetliyse o kadar yol alır bu durum, öğrenmeden-yüklenmeye doğru… Gelişen ego “ben neyim”le başlar, “ben ne değilim” e yönelir. Yetişkinlik çağında, daha geniş bir sosyo-kültürel yapının kalıp-yargılarını benimsemeye başlar kişi. Sosyo-kültürel yapı; Şehirleşme, karmaşa, yukarı doğru yükselme güdüsü, yetenek ve eğitim ile iş sahibi olmaya fazlaca vurgu, öteki ile rekabet ve yetersizlik, sınırlı olan kaynaklar ve nüfus artışı, ekonomik olarak başkalarına bağımlı yaşamak, medya ve ahlaki değişimi kapsar.

Stanford Üniversitesini duymuşsunuzdur. Hani şu meşhur deneylerin yapıldığı, bir çok bilimsel araştırmaya imza atan üniversite!

Kuruluşu hakkındaki hikayeyi, gittiğim bir “kişisel gelişim” kursundaki hocamız anlattı. Daha sonra tarihini okuduğumda, ismi geçen kişilerin doğru olduğunu gördüm; ancak aralarında geçen konuşma gerçekten böyle mi olmuştur, bilemem?!

Üstü başı kaba saba bir çift, Harvard Üniversite rektörünün sekreteri önünde meramlarını anlatmaya çabalamaktalardır. İstekleri rektörü görmektir. Ancak sekreter çok yoğun olan rektörün zamanını korumaya çalışmaktadır ve “ Bugün çok yoğun, sizinle görüşmesi mümkün değil!” der. “Ne zaman görüşebilirse, o zamana kadar bekleyebiliriz”, der kadın. Sekreter bir iç sıkıntısı ifadesiyle, nasıl olsa sıkılıp giderler diye düşünerek, karşısındaki koltukları gösterir sadece. Birkaç saat geçer, onlar işlerine devam ederken, karı koca orada öylece oturur. Sonunda sekreter rektörün kapısını çalıp, “Gidecek gibi değiller, isterseniz bir iki dakika görüşün”der, ilk geldiklerinde haber verdiği çift hakkında için. “İyi bari gelsinler”, der. Der de, durum da canını sıkar biraz rektörün.

Çekingen, saygılı bir şekilde içeri girer çift. Rektörün masasının karşısındaki koltuklara ilişirler, resmin bütününde olmaması gereken bir renk gibi.

Kadın sessizce konuşmaya başlar rektörün soru dolu bakışları, onları istemediğini belirten vücut dili  karşısında:

-Oğlumuz Harvard’da öğrenciydi.

– …

-Biz onu kaybettik.

– … E, benden ne yapmamı istiyorsunuz ki?

-Sizden değil efendim. O, burayı çok sevmişti… Onun için bir anıt yaptırmak istiyoruz… 

“Madam!” diyerek ayağa kalkar rektör:

-Biz, Harvard’da okuyup ölen herkes için buraya bir anıt dikecek olsak, okulu kapatıp mezarlık yapmamız gerekir.

-Hayır, hayır öyle değil! Onun adını taşıyan bir ek bina belki…

Kaçamak bir bakışla, başı önünde, şapkası elinde konuşmayı dinleyen kocasına bakar kadın.

Rektör, bakışları ve dudaklarının aldığı şekille karşısındaki çifti küçümseyerek:

-Bina mı madam, bina mı!? Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Geçen yıl yaptırdığımız bu son bölüm,  yedi milyon dolar tuttu!

Rektör sinirli ve müsamahasız konuşmasını bitirip çiftin yüzüne bakarken, kadın kocasına dönüp, “Bu kadar mıymış!? Biz neden yeni bir üniversite yaptırmıyoruz oğlumuzun adına?”, diyerek gülümser.

Teşekkür edip ayrılırlar, konuşmalardan bir şey anlamayan ve şimdi kendisi şaşkın bakan rektörün

stanford1

odasından.

Böyle bir hikayesi olduğu söylenir, Leland Stanford Jr. adına kurulan üniversitenin.

Her yazımda yaptığım gibi soracağım: “Peki ne yapacağız, çocukluğumuzda atılan bu temeli düzeltmek için?” Bireysel anlamda empati, toplumsal alanda güçlü bir etik anlayış, elbette!

“Başarı olasılığına inanç” diyor psikologlar ve sosyologlar; benim “Azınlık Etkisi” yazımda anlatmaya çalıştığımı, çok daha bilimsel söyleyerek.

Öykü ya da değil; her yazımda ana temam, “İyiliğe inanmak, başarmak ve bunun için geç kalmadığımızı vurgulamak” olmuştur. Tam da bu nedenle, sosyal iletişim ağında, onlara katılmamı sağlayan bir grup sloganını paylaşmak istiyorum sizlerle; yüreğimde çok derinden hissettiğim gibi:

“Sevgiyle. Birlikte. Daha iyiye…”

Not: İbrahim GÜRSES’in “Önyargının Nedenleri” makalelerinden yola çıkarak araştırmalarımı yaptım.

Klişeler” için 19 yorum

  1. Fakir görünüşlü çocuk, garsonun beklediği gibi güzel kıyafetli olsaydı;
    O çocukları için anıt yapılmasını isteyen ana-baba, müdürün kendi dünyasında ki klişeye uysaydılar…
    Biz şimdi bunun üzerinde konuşmayacaktık!
    ***
    -Ha o’mu bırak, yaramaz adamın-kadının tekidir!
    -Hayırdır ne oldu ki?
    -Ne olmadı ki, adamın-kadının giydiklerine, görüşlerine, konuşmalarına, savunduklarına baksana, bana kesinlikle ters görüşler bunlar!
    -İyi ama, o’da onun görüş ve düşünceleri, normali de bu değil mi?
    -Yok, ben böylelerini çekemem ve onlara da katlanamam!
    -Benim sevdiklerim hakkında böyle düşünemez!
    (Yani herkes benim gibi olmak-düşünmek zorunda…)
    ***
    Hemen tüm insanlarda böyle bir yaklaşım vardır ve bu artık bir Klişedir!
    Ben kiminle merhabalaşsam, kiminle dost olmaya kalkışsam beni kendine benzetmeye, kendi görüş ve düşüncelerini bana uyarlamaya çalıştı.
    Bir tek kişi bile çıkmadı ki; bu arkadaşımız da kendi iyi-kötü/güzel çirkin yanlarıyla “O” demedi.
    Ben hiç kimselere böyle bir baskı uygulamıyorken diğer insanların benden istedikleri nedir bunu bir türlü çözemedim!
    ***
    Peki, bunların iyi kötü olduğuna kim karar veriyor, ayarını kim koyuyor?
    Ben, ben olmaktan çıkarsam senin gibi, öteki gibi beriki gibi olmaz mıyım?
    Ben, sana ters gelen, ötekine uymayan tavırlarımla ben’im, bunun için adım bu…
    Neden insanları oldukları gibi kabullenemiyoruz da, bizim, onu görmek istediğimiz şekilde görmeye çabalıyoruz?
    Eğer öyle değilse klişe hazır ve damgayı “önyargımızı” yapıştırıyoruz…
    İyi de NEDEN?
    ***
    Ben böyle giyinmişsem, sen de tersi değil öyle giyineceksin!
    Üst başı kaba olmak ne demek? Bunun kararını kim veriyor?
    Bu kabalığın gelişmişlikle, zenginleşmekle bir bağı var mı?
    Dün öyleydi, bugün başka… iyi de dün giyilen neden unutuldu yok sayıldı ve aşağılanır duruma geldi?
    Dün gıslaved lastik ve çarık giyiyorken ben, bugün onları giyeni neden aşağılık görüyorum?
    Bu gelişmişlik mi olmakta?
    Gelişmişlikle neyle oluyor? Kıyafetle mi gelişen beynimizle mi?
    Ya da NE?
    ***
    Ben böyle yazıyorsam sen de öyle yazacak ya da, benim yazdıklarımı beğeneceksin Mİ?
    Ben birilerini seviyorsam sen de sevecek ye de seviyor görüneceksin -Mİ?
    İtiraz edersen sen, yaramazsın, ukalasın, çokbilmişin tekisin -Mİ?
    Yani sen asla kendin olamazsın MI?
    Ne?
    ***
    Peki ben, ne zaman BEN olacağım, olabileceğim?
    Ben, sadece ben olarak kalmak istiyorum, hiç kimselere benzemek, kimselerin taklidi olmak da istemiyorum.
    Ne olur, kaldırın üzerime diktiğiniz lanet olası bakışlarınızı, ben SİZ olmak da istemiyorum!
    Çünkü ben, sadece BEN’im…
    Önyargısız!!!
    Bu mümkün mü?
    ***
    Neden adına İNSAN dedikleri bu yaratık, KLİŞESİZ davranamıyor?
    Siz hiçbir hayvanın diğerini kıskandığını, hakkında dedi-kodu yaptığını duydunuz, yaşadınız mı?
    Peki, bize ne oluyor?
    Biz neyiz?

    Liked by 1 kişi

    1. Ön yargılar bile eğitim istiyor, değil mi Türkcelil. Ya da doğuşta verilen saflığı, iyi niyeti bozacak akıl hiç olmasın. Kardeşim özeldir, diğer insanlardan farklıdır. Onun zekasının özürlü olduğu, yaşıtları gibi olmadığı tanısı kondu. Farkımız ne biliyor musunuz? Hiç kötü niyeti ve ön yargısı yok. Çünkü toplumun içine girip çarklarda şekil alamadı. Özürlü olan ben miyim, o mudur? Karıştırırım bazen kavramları. Bulunduğumuz ortamlardan, bulunmadıklarımıza yargılar içermeden bakmak, empati yapıp onların yerine kendimizi koymak… Kırılmadan, incinmeden, bıkmadan, usanmadan dik durmak ve gerçek doğruları görebilecek kadar kendimizi geliştirip bunları savunmak. İnancımız olmalı, öğrenmeye, bilmeye, iyiliğe.
      Dediğim gibi sevdim ben şu sloganı;
      “Sevgiyle. Birlikte. Daha iyiye…”

      Beğen

      1. Bazen eğitimli olmak bile yetmiyor Burçak Hanım, başka şeyler gerek!
        Hangi yüzyıllar öncesinin bilgesiydi hatırlamıyorum, insanlardan kaçmış bir mağarada sürdürmüştü yaşamını.
        Neden buna gerek duymuştu ki?
        Yalnız kalmaktı amacı, sadece kendisiyle olmaktı dileği.
        Peki neden?
        ***
        Yalnız kalınca kişi kendisiyle hesaplaşıyor, kendisini sürekli sorguluyor ve normal zamanda göremediklerini görüyor,
        görmeye-düşünmeye-tartmaya-tartışmaya başlıyor…
        Kişi kendisiyle hesaplaşmaktan kaçarsa, kaçıyorsa yine kendinden bile saklamaya çalıştığı sırları vardır demek ki.
        Ve o sırlar ki kendisinde sürekli bir endişe-korku yaratır;
        bu korkudur ki zaman içinde klişeleşmiş önyargılara dönüşür.
        ***
        Örneğiniz harika:
        “Kardeşim özeldir, diğer insanlardan farklıdır.
        Onun zekâsının “özürlü” olduğu, yaşıtları gibi olmadığı tanısı kondu.(…)
        Farkımız ne biliyor musunuz? Hiç kötü niyeti ve önyargısı yok.”
        ***
        Şimdi soralım; kim tam olarak iddia edebilir ki bizler normaliz de diğerleri özürlü?
        Hangi kriterlerdir bunu doğrulayan ya da doğrulamalı?
        Ve neye göre?
        ***
        En önemli saptamanız ise: EMPATİ yapmak!
        Bu çok ama çok önemli bir saptamadır, bizler empati nedir bilmiyoruz,
        ..ben ne dersen-yaparsam doğrudur-dan asla şaşmıyoruz.
        Ve hemen her konuya önyargıyla yaklaşıyoruz.
        En güçlü silahımız; sonsuz-sınırsız cehaletemiz!
        Cehaletimizin bize verdiği bu cesaretle;
        ..hiçbir konuda hiçbir zaman hatalı olsak bile asla ÖZÜR dilemiyoruz, özür dilemeyi aşağılama olarak görüyoruz.
        Çünkü; hiç kimselere asla güvenmiyoruz!..
        Bazen kendimize bile…
        Peki NEDEN?
        ***
        Ve dediğiniz gibi:
        Ön yargılar bile eğitim istiyor!.. ama sürekli bir eğitim…
        Yaşam boyu asla ara vermeden, ihmal etmeden…
        Kaçımız bunu uygulamakta acaba?

        Liked by 1 kişi

        1. Yaşam boyu asla ara vermeden, ihmal etmeden, sürekli bir eğitim…
          Blog sahibi olmanın ve diğer blogları takip etmenin en güzel sonucu yalnız olmadığımızı görmek. Yoksa kaçacak mağara da bırakmadılar günümüzde.

          Beğen

          1. Ben, kendi adıma mağaramı çoktan bulmuş ve orada yaşıyorum diye teselli bulmaktayım.
            Kapım hiç çalınmasa bile ben, güneşin mağarama girmesine seviniyorum böylesi olaylar ve tartışmalarla.
            Kim bilir belki de ben, henüz şanslı olduğum bir zaman diliminde yaşıyorum…
            Ya hiç kimseler olmasaydı!?

            Liked by 1 kişi

  2. Burçak,nefis bir makale ve bu yazı ülkemizin en çok satan gazetesinin hafta sonu ekinde yayınlanması gereken bir yazı okurken başta önyargılarım vardı, nasıl engelleriz yada nedenini irdeledi mi ve de çözüm varmı acaba yazdımı Burçak diye ön yargılı okurken cevabımı aldım enterasan yazın bana laboratuvar çalışması yaptırdı okurken aynı anda. Neden, sonuç ilişkisine dair harika bir yazı olmuş.Ben hep merak ederdim acaba neden ön yargılıyız acaba tez canlı olmam aceleci olmam ve hemen karar vermem etkenmi dir diye düşünürken benim için çok önemli cevabı vermiş oldun, bu arada özeleştiri yapman da senin güçlülüğünü gösteriyor . bazen 2 insan aynı bakış açısıyla bakması 2 kişiyiz diye bizim haklı olduğumuzu ortaya koymaz ,diğer yandan hakarete varan 100 insanın 99 ununuda aynı düşündüren olayada önyargılı bakmayalım demek de biraz saflık olur diye düşünüyorum sanırım ön yargı ve doğru değerlendirme arasında ince kaygan bir zemin var ve sevgi ve dostluk la aşılır ama bence karşılıklı olursa bu sevgi ve dostlukla o zaman aşılırdı diye düşünüyorum .İnsan tabiatının yetersizliği yüzünden hiç bir şeyi duru ve yalın halde tutamıyoruz kullandığımız herşeyin özü bozulmuş vaziyette tıpkı ön yargı yı, aşağılamak ve küçümsemekle karıştırmak gibi fakat bizde ön yargıyı oluşturan verilerde bizi yanıltmıyor ve çabuk karar verip önlem almamızı kolaylaştırıyor. Burçak sorunu ortaya koyman,sorunun sebeplerini irdelemen vede çözümünü bizlere sunman hatta kaynak belirtmen yazılarını akademik tez formuna sokuyor.yine öğretici yine düşündürücü bir yazı yalnız bir şikayetim var bana hikayelerini özlettiriyorsun zor yazıların arkasından hafızamızı cilalamak için lütfen nefis hikayelerini aralara sıkıştırıver bu tabiki ironi ve şahsi .Sevgili kardeşim önce beynine,yüreğine ,kalbine ve ellerine vede kalbine sağlık ……

    Liked by 1 kişi

  3. Evet Erhan,
    Önyargı aceleci olma özelliğimizle paralel ilerleyebiliyor. Tabii yanında “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” eğilimimizle beslenerek. Toplumumuzda, belki diğer toplumlarda da, kitlesel, sosyo-kültürel sorun bu. Bilgi kimin eline geçerse onun tarafından kirletildiği bir gelişmiş teknolojimiz var. Doğal sonuç pür, saf, doğru bilgiye ulaşamamak. Ne manipüle ediliyorsa ona kapılmak. Başkası ya da başkaları için düşüncemiz oluştuğunda ister bilgisizce, ister yanlış bilgiyle, ana temayı gözden kaçırmadan dönüp dönüp sormalıyız; “bu davranışım ana temaya uygun mu?”. Peki nedir ana tema ve soru ne olmalıdır? Ana tema; iyi olmak, doğru davranmak. Soru; Bu düşüncemle ben o kişi(ler) için iyi yargıda mıyım? Kötü ise yargılarım; ne biliyorum bu konu hakkında?
    Bana yeni bir yazı yazdıracak bir yorum yapmışsın arkadaşım.
    Aslında okuduklarım vardı bu konu hakkında ama yazıda da belirttiğim gibi (daha önceki yazımdan sonra bir cumartesi sizinle yazı paylaşmadım) durdum düşündüm, okudum. Okumaya, ilk olarak verdiğim kaynaktan başladım. Orada geçen her sözü, her bilgiyi başka başka kaynaklardan araştırdım, öğrendim. O bilgiler benim de bildiklerim oldu ve yazıya geçtim.
    Ve evet kişi en kolay kendi üzerinden örnek verebiliyor olumsuz bir davranış için.
    Hikayeler devam ediyor, yeter ki ara yazılarla kesintiye uğrayan önceki hikayeleri unutmayın.
    Teşekkürler.

    Beğen

  4. Önyargılarımız mı yok öyle bir sey aslında. İnsanın doğasından geldigini düsunmüyorum bu önyargili olma durumunu.
    ……

    Saf tertemiz eşit geldiğimiz bu dünyada. Nedense çok gecmeden üzerimize yapışıveren olumsuz duygular yumağı ile yogrulmuyor muyuz ? Sevmek icin kandirdigimiz bir bebek, sana seker alirim diye umutlandırdigimjz cocuklar, karsiliksiz bir sey olmadigini ogrettigimiz gencler, ezmeden yukselemezsin dedigimiz yetiskinler. Bu sartlar altinda nasil bi insan önyargilarından kurtulsun ki…

    Biz büyuduk ve kirlendi dunya. Hep eskiyi bu yuzden ozlemiyor muyuz. Daha icten degil miydi insanlar? Daha anlayisli degil miydi buyukler ? Daha disiplinli degil miydi ogretmenler ? Sistem daha az materyalist degil miydi ? Nasil olacağiz onyargisiz ?
    ….

    Eskiden ogrencilerimin basini oksar bi derdi var mi sorardım. Artık korkudan soramıyorum yanlıs anlar mi diye. Eskiden buyukler sokakta cocuklara seker hediye ederdi. Artık cocuklarimizi uyariyoruz kimseden bir sey almasin diye.

    Ne zaman kaybettik tum bunlari.
    Kapitalizm , bize dayattiklari , iktidar hirslari…
    Çok oldu galiba kaybedeli.
    Nasil kazanacagiz ?
    Hocam bi seyler yapacak sizlersiniz dediginizi duyar gibiyim. Ve bu cumleleri duyunca aklima yel degirmenleri geliyor. Sancho pancho olasim geliyor. Umudumu kaybedeli biraz oldu ne yazik 😦 😦

    Sevgili Burçak yasantilarimizi sorgulattıgın bizleri dusundürdügun icin tesekkur etmek yavan kalsa da . Senin bu çabanı takdirle karsiliyorum. Eline, yüreğine sağlık.

    Liked by 1 kişi

    1. Aslında hocam
      Yüksek sesle düşünüyorum, düşüncelerimi duyuyor ve yüksek sesle düşünüyorsunuz; bir enerji, bilgi, duygu, farkındalık alış verişi yapıyoruz, yapabilirsek çözümlerimizi koyuyoruz ortaya ve yorumlarda deneyimler, somut olaylar görüp yazmak kolay diyoruz. Yazmak kolay uygulamak zor…
      ….. İşaretlerinden o bölümlerde durup düşündüğünüzü anlıyorum. Bu bile pozitif yayılan enerji, bu enerji diğerleri ile birleşip sinerji yaratıyor. Yalnız olmadığımızı görmek güç veriyor doğru durabilmek için.
      Teşekkürler ;
      Sevgiyle, birlikte ,daha iyiye…

      Beğen

  5. Bu yazını okumadan önceki yazına yorum yapmıştım. Bilimsel dille olmasa da düşüncelerimi yazmıştım önyargı ile ilgili. Ve şimdi gördüm ki bu yazını okuyunca, benzer şeyleri farklı sözcüklerle ifade etmişim. Özellikle bir yorumcuya verdiğin yanıt ilgimi çekti arkadaşım. Önyargı her konuda olabilir. Şöyle ki bir kişi veya grup hakkında edinmiş olduğunuz deneyimler sonucu olumsuz görüş ve düşüncelere sahip olabilirsiniz. İşte bu edinmiş olduğunuz olumsuz düşünceler sizin o kişi veya kişilere, kişilerin çevresine, yaşadığı yere vb. karşı önyargılı hale getirebilir. Burada bu kişi veya kişilere yönelik bakışınız, onlarla ilintili olan her şeyi olumsuz yorumlamanıza neden olacaktır. Ama bu gerçek ve yaşanmış tecrübe önyargı olarak adlandırılamaz diyebilirsiniz fakat öyle değil ilintili olanlara bakışımıza yön vermede yaşananlar çok etkili oluyor. İster istemez önyargılı oluyoruz veya ciddi şüpheler taşıyoruz. Şüpheleri beynimizden atmaksa çok kolay olmuyor(Bireysel veya küçük gruplar bağlamında düşündüm)…
    Tabi ki önyargılarımızda belirttiğin gibi değerlerimiz var ama değerlerimize uymuyor diye önyargılı olmak farklı…
    Her seçtiğin konu başlığı oldukça geniş ve tartışmaları yoğun olan konular arkadaşım. Çok pencere açılabilir ve her pencereden söylenecek çok şeyler çıkar… sevgiyle kal

    Liked by 1 kişi

    1. Önyargılar, o kadar geniş bir konuymuş ki düşünmeyi bırakamıyorum ve aslında tüm konuların içinde önyargı ihtimali çok yüksek. Çözümler zincirleme gelecek kilide uygun anahtarı bulunca. Çözümü aramak değil, problemi görmekteyiz daha…
      Sevgiyle.
      Birlikte.
      Daha iyiye.

      Beğen

  6. canım benım cok guzel olmus ılgıyle okudum gercekten pek cok konuda onyargıyla hareket edıyoruz aslında kendımı elestırdım bır yandan da okurken ama ne yazıkkı artık oyle bır toplum olduk kı guven olayımız nerede ıse sıfıra ındı ve sen benı bılırsın karsımdakını kendım gıbı gorup herzaman guvenırım bılmıyorum ama gercekten artık ne dogru ne yanlıs sasırdık ınsallah daha guzele daha ıyıye sevgıyle kal canım

    Liked by 1 kişi

    1. Serap’ım,
      Yorum yazmışsın güzel kalplim. Çok teşekkür ederim.
      Evet seni biliyorum, keşke senin kalbinin güzelliğini bölebilsek, binde birini bile koysak diğer insanların kalbine yeter.

      Beğen

  7. Burçak herzaman ki gibi iki adet hikaye ve tadı damağımda kaldı.Ben bu duruma bayılıyorum.Çünkü hakkını vererek son derece fazlasıyla içimize dokunarak yazıyorsunki bayılıyorum.Bigilendirme kısmını okurken(bu durum her yazın için geçerli)öğretmenini dinleyen öğrenci formatına giriyor ve İnan çoğu anektonunu iki kere okuyorum.Bu arada seçtiğin konunun yine bende vurucu tim etkisi yarattığını söylemeden geçemiycem.Herşeyiyle tam bir Burçak klasiği…Burçak sen kendine duygusal anlamda yaptığın yatırımlardan ötürü hiçbir zaman önyargılı olmadın.Ben bu ifadeyi o kadar emin ve kesin söyleyebilirim ki çünkü o kadar iyi tanıdığıma inanıyorum seni..Burçak sen olaylara veya kişilere bakarken bu birikimlerinin gösrterdiği yönlendirmelerden faydalanıyorsun ve hiç yanıldığını görmedim.Kısacası bu konuda kendine haksızlık etme.Bu yazın ve bi önceki yazın bende bi aydınlanma yarattı:Ben her yazından sonra bir sonrakinin onun üstüne çıkma beklentisi içindeydim.Ama bu ne kadar yalnış bir algıymış aslında bir üst değil bir çizgi olmalıydı,benim baktığım açı ne kadar yalnışmış.Ben senin yazılarından aynı tadı alamıyorsam o zaman problem var demektir.Bu işi çok iyi başardığın için bu konunun hırsına kapıldım.Ne kadar yersiz sen koşucu olursun parkuru daha önce bir sürede bitirme hedefi veya adrenalin tutkunu gibi sürekli dozu arttırma duygusunu yaşadım ama şimdi olayı oturttum.Ayrıca önyargılı olmaman gerçeğinin yanında bir okadar fazla hızlı yaşama ve aceleciliğin var.Bunun senin yapın olarak düşünüyorum.Öylesine bir görümüm veriyorsunki sanki hayat sana yetişmeye çalışıyor.Sanırım eskiden frenlenmiş herşeyi telafi etme telaşı..

    Liked by 1 kişi

    1. Canım Arzum,
      Birbirimizi çok iyi tanıyoruz, ancak birbirimiz hakkında fikirlerimizi söylemek için bir şeyin vesile olması gerekiyor. Bir düşünceyi, bir davranışı tartışmamız ya da beni bana anlatmanız için bekliyorum yorumlarınızı. Seninkileri bir başka bekliyorum çünkü çok net ve gerçekçisin. Doğallığın ve içtenliğinle okur okumaz yazdığın hatta yazamadığında beni arayarak söylediğin yorumların benim için önemli.

      Hayat; yaşanacak çok şey demek benim için. Ne kadarını yaşarsam kar…

      Benim kendime yaptığım duygusal yatırımların en büyüğü sizin dostluğunuz. Bir gün sevgili ingilizce öğretmenimi düşünmüştüm, babanı… Bize kattıklarını… Nereden bilebilirdim kızının, arkadaşımın bayrağı devralacağını. Teşekkürler.

      Beğen

  8. Selamlar Burçak Hanım,

    Yorumlardan gördüğüm kadarıyla önyargıyla ilgili biraz kavram kargaşası yaşıyoruz sanki. Eşimle zamaninda bu konu üzerine yaptığımız tartışmadan aklımda kalan da bu olmuş; ikimizde özünde ayni şeyleri anlatıyormuşuz ama önyargiya yükledigimiz anlamlar farklıymış.
    TDK resmi internet sayfasında önyargı, “Bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin yargı, peşin hüküm, peşin fikir” olarak tanımlanmış. Buna istinaden önyarginin yaniltmaya çok müsait olduğunu söyleyebiliriz.
    Yeni durumlara, olaylara karşı zaman zaman aldığımız pozisyon, kurdugumuz savunma mekanizmalari sahip olduğumuz bilgi birikim ve tecrübeden kaynaklanıyorsa genellikle haklı çıkmış oluyoruz ama. Bu yüzden önyargı ve tecrübeden kaynaklı öngörünün biribirine karıştırıldıgini düşünüyorum.
    Yazının içeriğine gelirsek oldukça bilgilendirici ve zengin diye düşünüyorum. Ama ben de hikayeleri özlemedim değil açıkçası 🙂 Emeginize, kaleminize sağlık! Sevgiler:)

    Liked by 1 kişi

  9. Evet Sevgili Onur,
    Yargı ister önceden verilsin ister sonradan, yanlışsa, işte o zaman kötü. Kavram karmaşasını konunun içeriğinde yaşamak bana doğal geliyor. Karmaşalar, yargılar, davranışlar hep iyi niyetli ama eğitimli iyi niyetliyse farklı farklı anlamaların çok kötü sonuçları olmayacaktır. Ancak farklı anlamalar da birlik olmamıza en büyük engel. Açıklamayı burada bitirmezsem, içimden gelen daha farklı bir konuya devam etmede kendimi engelleyemem. O da başka bir konumun yazısı çünkü, Oktay SİNANOĞLU adına yazılacak.
    Bundan sonraki yazım, kendi kurguladığım hikayem… Umarım öncekileri unutmadınız.
    Sevgi benden sizlere…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: